Perşembe Pazarı — 1. Bölüm

Perşembe pazarı Nermin Hanım için yıllarca bir alışkanlıktı, sonra bir angaryaya dönüştü. Selim’le kırk bir yıl boyunca her perşembe aynı yokuştan inmişler, aynı tezgâhlardan almışlar, aynı köşede çay içmişlerdi. Selim gittikten sonra dört kış boyunca o yokuşu tek başına indi. Fileler ağırlaştı, yokuş uzadı, çay hep soğuk geldi.

Sonra bir perşembe, domates tezgâhında biri elindeki domatesi yavaşça çevirip kokladı ve kendi kendine konuşur gibi söylendi:

— Bu sene domates domates gibi değil.

— Ağustosta gelecektiniz, dedi Nermin Hanım, neden cevap verdiğini bilmeden. Ekimde domates mi alınır?

Adam döndü. Altmışını epey geçmişti, belki yetmişe yakındı. Gri saçları özenle taranmış, gömleğinin yakası ütülüydü. Gülümseyince gözlerinin kenarındaki çizgiler derinleşiyordu.

— Haklısınız hanımefendi. Ama insan bazı şeylerin mevsimini kaçırınca yine de dayanamıyor.

Adı Rıza’ydı. Otuz beş yıl marangozluk yapmıştı, ellerinin hâlâ talaş koktuğunu söylüyordu. O perşembe filelerini taşımayı teklif etti, Nermin Hanım nazikçe reddetti. Bir sonraki perşembe yine teklif etti, yine reddedildi. Üçüncü perşembe yağmur yağıyordu.

Rıza Bey hiçbir şey sormadan şemsiyesini açtı ve Nermin Hanım’ın başının üstüne tuttu. Kendi omzu ıslanıyordu.

— Islanıyorsunuz, dedi Nermin Hanım.

— Yıllardır ıslanmadım, dedi Rıza Bey. Bir kere de güzel bir sebeple ıslanayım.

Yokuş boyunca pek konuşmadılar. Ama Nermin Hanım şemsiyenin altında ona biraz daha sokuldu ve ceketinin kokusunu aldı: yağmur, sabun ve belki gerçekten biraz talaş. Kaç yıldır bir erkeğin kokusunu bu kadar yakından duymadığını düşündü ve bu düşünceden utandı. Sonra utandığına şaşırdı.

Apartmanın kapısında durdular.

— Bir çay içer misiniz? Islandınız, ayıp olur.

Söylediği anda dilini ısırmak istedi. Altmış üç yaşındaydı ve kalbi on altı yaşındaki gibi çarpıyordu.

Mutfakta çaydanlık fokurdarken Rıza Bey masaya oturmadı. Pencerenin önünde durup camdan süzülen damlaları izledi. Nermin Hanım çayları koyarken ellerinin titrediğini fark etti. Bardağı uzattığında parmakları birbirine değdi. İkisi de elini çekmedi.

— Eşiniz mi? dedi Rıza Bey, duvardaki fotoğrafa bakarak.

— Selim. Dört yıl oldu.

— Benim Ayten’im altı yıl. Bir süre sustu. İlk iki yıl kimse bana dokunmadı, biliyor musunuz? Bakkal para üstünü bile avucuma değil, tezgâha bırakıyordu. İnsan unutuyor. Dokunulmanın nasıl bir şey olduğunu unutuyor.

Nermin Hanım bir şey söylemedi. Bardağını masaya bıraktı ve elini, çok yavaş, onun elinin üstüne koydu. Rıza Bey’in eli sıcak ve nasırlıydı. Başparmağıyla Nermin Hanım’ın bileğinin iç tarafında küçük daireler çizdi; o yerin bu kadar hassas olduğunu Nermin Hanım yıllardır unutmuştu. Gözlerini kapadı. Göğsünden karnına doğru, adını koyamadığı, öldü sandığı bir sıcaklık yayıldı.

— Nermin, dedi Rıza Bey. İlk kez “hanım” demeden.

Adının böyle söylenişini en son ne zaman duyduğunu hatırlamadı. Gözlerini açtığında Rıza Bey’in yüzü çok yakındaydı. Önce alnına, sonra yanağına dokundu, parmaklarıyla bir haritayı ezberler gibi. Sonra öptü onu.

Aceleci bir öpücük değildi. İki insanın, ne kadar zamanları kaldığını bilip yine de acele etmemeyi seçmesi gibiydi. Nermin Hanım ellerini onun ensesindeki gri saçlara götürdüğünde, Rıza Bey’in nefesinin değiştiğini duydu ve bunu kendisinin yaptığını bilmek, yıllardır hissetmediği bir güç verdi ona.

Sonra Rıza Bey hafifçe geri çekildi. Alnını onun alnına dayadı.

— Bugün burada duralım, dedi. Bu yaşta öğrendiğim bir şey varsa, o da güzel şeyleri tek oturuşta bitirmemek.

Rıza Bey gittikten sonra Nermin Hanım uzun süre pencerede durdu. Sonra yatak odasına geçti, aynanın karşısına oturdu ve bluzunun en üst düğmesini açtı. Kendine baktı; dört yıldır ilk kez bir dul olarak değil, bir kadın olarak.

Perşembeye daha altı gün vardı. Nermin Hanım hayatında ilk kez günleri saymaya başladı.


İkinci bölümde: Rıza Bey bu kez pazara değil, doğrudan Nermin Hanım’ın kapısına gelir. Elinde bir domates kasası, aklında bambaşka bir şey vardır.

Yeni bölüm yayımlandığında ilk sizin haberiniz olsun: Kadife Gece bültenine ücretsiz kaydolun.

Bu hikâye Kadife Gece’nin kurgusal bir anlatısıdır. Kişiler ve olaylar hayal ürünüdür.